Topkapı Sarayı’ndan İstanbul’a bakınca ne sıkıntı görünüyor, ne trafik ne de kirlilik değil mi?
Böyle sevmek gerek İstanbul’u.
İçinde, ama mesafeli…
Bazen deli divane aşık gibi…
Bazen sadakatı hiçe sayıp,
her an terkedecekmiş gibi..
Topkapı Sarayı’ndan İstanbul’a bakınca ne sıkıntı görünüyor, ne trafik ne de kirlilik değil mi?
Böyle sevmek gerek İstanbul’u.
İçinde, ama mesafeli…
Bazen deli divane aşık gibi…
Bazen sadakatı hiçe sayıp,
her an terkedecekmiş gibi..
Gülmeden durmamı yakıştıramıyorlar ya bazen,
Ben artık hep gülüyorum sayelerinde.
Sahi, bu yaralar nasıl oldu bilmek ister misin?
Yüzümde kocaman bir gülücük…
Önceleri herşey sakindi aslında,
sonra sorularıma yavaş yavaş
cevap düşmemeye başladı.
Aldırmadım…
Bekledim…
Tekrar sordum…
Bu sefer ikinci defa sorulması gerekti soruların,
tek tük düşmeye başladı cevaplar…
Beklediğim bile bile,
gecikti cevaplar…
Kısır döngüler
etrafıma dolandıkça,
geçti zaman.
Cevapsız her soruda,
çoğaldı çizgileri.
Bilinmeyenin keskin yanı,
biraz daha, biraz kanattı
gülümsememi…
Alıştım yaralanmaya..
Alıştım gülmeye…
ve ben artık sadece bir soru soruyorum.
Gülümsüyorum, yayvan ve geniş;
Sahi, bu yaralar nasıl oldu bilmek ister misin?
Bırakma nefesini.
Biraz,
Biraz daha tut.
Islanmasın sakın,
Tekrar yanakların.
Bir… İki… Üç…
Sevgili GökTaşı, feza maceralarını anlattığı blogunda hayallerini salmış çayıra. Benim de düşlerim var, ben de onları asayım panoma dedim :) devamı…
“Delikanlı“…
Erginlikle evlilik dönemleri arasında biz de böyle derler gençlere. Kız, erkek farketmez. Delikanlıdır onlar. Öyle deli akar ki kanları, damarlarında zor durur. Onlar da yerinde duramaz.
Gözleri kara, tüm Dünya dize gelir sanırlar.
Aileden çok, arkadaşlar öne çıkar. Hele bir de sevgili varsa, bundan alâsı yoktur. Hayat eğlenmek, onlarla zaman geçirmektir. Öyle ya, şimdi değil de ne zaman eğlenecekler?
Eğlence, bazen sabahlara kadar muhabbet… Bazen sinema, bazen bir barda tokuşturulan kadehler… Kimi zaman nereye gittiğini bilmeden son sürat, son ses müzikle kendini yollara vurmak… Gönlünce eğlenebilmek…
Keşke herşey düşlerdeki gibi toz pembe olabilse… Eğlenmek… Kimi zaman o kadar büyük bir sorumluluk getir ki, bir ömür vicdan azabı, bir ömür özlem peşini bırakmaz.
Çok mu farazî oldu anlattıklarım? Biraz daha açayım o zaman.
uyanmak istemiyorum..
istemiyorum,
anne ..
git başımdan ..
hava sıcak..
ben sevmem,
anne sıcağı bilirsin..
git başımdan ,
yorgunum..
mağlüp olmuş,
tuttuğum takım..
sevdiğim dizi de
anne kahramanlarım da ,
tek tek bitmiş..
canım sıkkın anne,
git başımdan..
anne nedenim yok..
nedenim yok anne..
kalkmak için,
uyanmak ve,
karışmak için
barışmak için
hayata..
yaralarım geçmedi..
kabuklarını kopardılar,
anne çok incindim,
kırıldım,
kanadım..
ama ağlamadım..
beni ağlatamadılar
anne,başaramadılar..
ağlayamam anne..
bilirsin .. beni..
ben ağlayamam anne ..
git anne..
git başımdan ..
uykum var ..
2004′te yazmıştım sanırım bu şiiri. Noktalama işaretlerine bu kadar bihaber yazmak bazen çok keyif veriyor.