» Serüvenler « kategori arşivi

Eyl
02

Kan bağışı oldukça hassas olduğum bir konu. İnsanoğlunun aslında birbine ne kadar muhtaç olduğunu gösteriyor. Ne kadar gelişirse gelişsin teknoloji hala insan olarak, gerektiği bir durumda başka bir insana muhtaç olabiliyoruz. Ne yazık ki bu muhtaç olma durumu, yeterli bağışta bulunan kişi olmadığı için çaresizliğe dönüşebiliyor bazen.

2007′de bir akşam, eşimin babası ile konuşurken ne kadar çok kan bağışında bulunmak istediğimi söyledim. “Hadi gidelim!” demesiyle kendimizi Kızılay Çapa Kan Merkezi’de bulduk. Doktorlar ve hemşireler oldukça pozitiftiler. Heyecanımızı yenmemiz için ve olası rahatsızlanma durumunu önceden farketmek için sürekli gelip geçerken gülümseyerek “İyi misiniz?” diye soruyorlardı. Güle oynaya bağışta bulunduk.

Hiç unutmuyorum, kimsesiz  bir genç için orada 0 RH pozitif trombosit bekleyen bir adam vardı. Kimse bulunamadığı için, hemşire ve ambulans sürücüsü trombosit bağışında bulundu. O anki hislerimi tarif edemem. Adamın gözlerindeki çarezlik, o kadar büyüktü ki. (Trombosit konusunu ayrıca yazacağım.)

Dün FriendFeed’e 0 RH pozitif trombosit arandığı duyurusu düştü. Kan grubu uyan eşim ve kayınpederim ile Çapa’ya doğru yola çıktık. Damarları uymadığı için babam ve eşim trombosit veremediler. Gitmişken ben de uzun zamandır ihmal ettiğim kan bağışını gerçekleştirmiş oldum.

İğne, doktor görünce önden sıraya geçen bir mizacım var :) Kan görünce de rahatsız olmuyorum aksine hoşuma gidiyor işlemler yapılırken izlemek. Dedim ya bir de bu işten aldığım büyük bir manevi haz var. Ayrıca 0 RH negatif gibi nadir bulunan bir kan grubuna sahibim. Şakayla karışık, “Bankaya yatırım yapıyorum :)” diye söylüyorum her seferinde.

Dışarıda kan bekleyen kişiler vardı yine. Üstelik ülkemizde oldukça çok bulunan 0 RH pozitif grubu. Yoldan 10 adam çevirseniz, 7si 0 RH pozitif çıkacak. Yok yok yine yok. Saatlerce oradaki insanlar bekliyorlar.

3 kişi, 3 ünite kan bekliyorlardı kapıda. Eşim “Hazır beklerken, kan bağışında bulunsaydınız siz de” diye teklifte bulundu. Adam, “yok yapamam ben, korkuyorum” dedi. Sağlığının el vermemesini anlarım ama bunu anlayamam. Kimse kusura bakmasın. Kardeşim sen vermezsen, ben vermezsem ne olacak? Ağaçta yetişmiyor ya bu?

Dilerim olumsuz bir durum yaşamazsınız. Hiç kan/trombosit aramak zorunda kalmazsınız. Bağışta bulunmasanız bile Kızılay merkezlerine bir uğrayıp, oradaki insanların gözlerine bir bakın…

Kan bağışı konusunda merak ettiğiniz soruların cevaplarını Kızılay’ın KanVer sitesinde bulabilirsiniz. Tecrübeli bir bağışçı olan ben de, yorumlarınıza ve sorularınıza seve seve cevap veririm :) Haydi, gönüllü kan bağışçısı olmaya!

Kategori: Serüvenler  Etiketler: , ,  Yorum yap
Ağu
22

Efendim, kayıp blog yazarınız bu aralar çok geziyor :)

Dün akşam, James Cameron‘ın Avatar filminin Kanyon’daki 15 dakikalık ön gösterimine davetliydik.

Salına salına Beylikdüzü’nden yola çıktım. Tüm yol boyunca cin gibiyken, Taksim metrosuna bindikten sonra üzerime ağırlık çöktü. Ve evet, ineceğim durağı geçtim. Uyku sersemi olarak bir sonraki durakta inip bi hayli bakındıktan sonra, jetonum düştü ve diğer metro ile geri döndüm :) Tüm akşam bu konuyla dalga geçip, eğlendiğimi söylememe gerek yok herhalde.

Coca Cola Zero salonuna ulaşmak için uçurumsu yürüyen merdivenlerle yukarı çıktık. Dizlerimin bağı falan çözülmedi, valla bak :) Karnımız tok olarak gittiğimiz için, ikramlardan pek nasiplenemedik. Kolamızı ve 3D gözlüklerimizi alıp salona geçtik.

21 Ağustos Dünya Avatar Günü ilan edilmiş. Dolayısıla değişik ülkelerde, spoiler vermeden filme ait bir kaç görüntü gösteriliyor. Bunun yegane sebebi 3D ve animasyon görüntülerinin kalitesini filmden önce seyirciye lanse etmek ve  tabii ki filmin merakla beklenmesini sağlamak.

“3D seyrettim ben yahu, ne var bunda?” diye diye salona geçtim. Ancak filmin görüntüleri beni oldukça yanılttı. Mavinin en güzel tonları ile bezenmiş ışıl ışıl bir görüntü ile başbaşa kaldık.

22. yüzyılda geçen film, İnsanoğlunun anlaşılmaz fethetme (filmin tamamını seyretmediğim için belki bu yorumu yapıyorum) duygusuyla geldiği Pandora gezegenindeki yerli halkı alt etme mücadelesi ile başlıyor. Na’vi olarak adlandırılan yerli halk mavi ve güçlü ciltleri, ince ve uzun vücutları, kendilerine ait kültürleri ve dilleri ile mutlu ve mesut yaşar.

Gemideki mühendisler, Avatar adı verilen Na’vi/insan hibriti yapma yolunu bulurlar. Jack isminde engelli bir asker, Avatar olarak gezegene inme görevine aday olur.

Yabancı olduğu bu gezegende, dinazorvari yaratıklar karşısında yaşam savaşı verir. Kurtarıcısı ise güzel bir Na’vi kızıdır. (Muhtemelen aralarında aşk olacak :)

Derken, tadı damağımızda kalan  dakika sona erdi. Büyülenmiş olarak baktığımız perdede “Aralık’ta görüşürüz” yazdı. Mutlaka görüşeceğiz.

Gelelim aklıma takılan bir kaç düşünceye:

  • İnsanoğlu, neden diğer gezegenleri fethetmeye meraklı? (Farscape dizinde geçen bir konuşma vardı. Eksik hatırlıyor olabilirim. Bir uzaylı insanları tanıdıktan sonra diyordu ki “Siz insanoğlu o kadar komiksiniz ki. Kendi ufacık gezegenizde bile birlik olmayı başaramıyor ve kendi kendinize bölünüp, savaşıyorsunuz. Oysa biz onlarca gezegen, değişik koloniler bir araya gelip yaşıyoruz. O kadar küçüksünüz ki”. )
  • Na’vi halkı bana kızılderileri hatırlattı.
  • Sanırım Avatar olan Jack, aşık olduktan sonra taraf değiştirip insanlara karşı gelecek.

Filmi seyrettikten sonra sanırım cevaplarımı alacağım. Filmin fragmanı için sizi VideoTutkusu‘na yönlendiriyorum. 3D gözlüklü harika fotoğrafımız ve eşimin yazısını okumak için buradan buyurun.

Daveti için Coca Cola’ya teşekkürler.

Tem
20

  • Aslında herşey 17 Temmuz saat 8′de Kanyon Starbucks’ta düzenlenen LikeMind* toplantısına katılmamız ile başladı. Friend Feed’ten ismen tanıdığımız çoğu kişiyi görme fırsatı yakaladık.
  • Oldukça hoş ve eğlenceli bir toplantıydı. Katılmayı düşünenler, çok düşünmesinler ve bir sonraki toplantıyı kaçırmasınlar. Orada olacağız :)
  • Pek sevgili Arman’ın “Rock’n Coke ‘a niye gelmiyorsunuz?” sorusuyla başladı telaş. Bilet bulamamış, iki gariban gibi büktük boynumuzu. O an bir ışık parlaması oldu ve bir baktık ki Coca Cola’dan özel gelmiş, taze taze Rock’n Coke davetiyeleri elimizde :) devamı…
Kategori: Günce, Serüvenler  Etiketler: ,  Bir yorum
Haz
25

Pazar günü Nuray annem, Cengo ve ben Beylik Pazarına gittik. Evime 10 dakikalık mesafede olan pazara nedense gitmeye hep üşeniyordum. 2 senede toplam 5 defa falan gitmişimdir :)

Kabak almaya yanaştığımız bir tezgahta fotoğraftaki sevimli tavşanla karşılaştık. Ben fotoğrafını çekmeye çalıştıkça, o biberlerin arkasına saklanıyordu. Vallahi, evde iki canavar olmasaydı hemen alırdım :)

Pazarcıya, tavşanı biberlerin arasına koyması için çok ısrar ettik. “Yok, millet almaz sonra” dedi. “İnternette yayınlayacağım” deyince kırmadı bizi.”Facebook’a ekle bak” dedi :) Söz verdiğim etiketlerle yayınlıyorum yazıyı. Eğer okursa lütfen yorum bıraksın :)

Bu arada biberlerden iğrenen varsa, söyliyim o aldığınız sebze ve meyvelere daha neler neler değiyor kim bilir. Onun için Exsir var denen güzel bir ürün var. Pek yakında tanıtacağım size merak etmeyin :)

Kategori: Serüvenler  Etiketler: , , ,  7 Yorum
Kas
04

Yeni Sosya Güvenlik Yasasının beni nasıl mağdur ettiğini daha önce anlatmıştım. Konu ile ilgili Sosyal Güvenlik Kurumuna, Bilgi Edinme talebinde bulunmuştum. Yasal süre dolmadan cevabı geldi.

Sigortalı bakmakla yükümlü olduğu yabancı uyruklu eşi için nüfus müdürlüğüne başvurarak kimlik numarasını almaları sonucunda ikametgâh tezkeresi ile en yakın Sosyal Güvenlik Merkezine başvurarak aktivasyon işlemi yapılması gerekir.

Yani, Nüfus Müdürlüğüne başvurarak kendinize kimlik numarası alın ve bu numarayı Sosyal Güvenlik Merkezine bildirerek aktivasyon işlemi yapınız.İyi de başta sistemlerinizi Nüfus Müdürlüğü’ne göre entegre etseydiniz de beni koşuşturmasaydınız. En azından aktif olan hizmeti caart diye kapatmasaydınız.

Eki
04

Fotoğrafta gördüğünüz omuzuna kediyi sırtlayan karizmatik kişi kardeşim Halil, omuzundaki bir o kadar karizmatik kedi de bizim Yuva hanımın kardeşi ve kardeşimin kedisi Deniz.

Yuva’yı almaya gittiğimizde, Halil Deniz’i gördüğün an vurulmuştu. Masmavi gözlü, sapsarı tüylü bir aylık bir yavru kedi. Hangi Fenerli aşık olmaz ki?

Cinsiyeti konusunda emin olamadığımız için, kardeşim uniseks bir isim olan Deniz ismini seçti. Sonunda erkek olduğu anlaşıldı.

Derken 14 ay geçti. İlk geldiğinde kediye feci şekilde uyuz olan annem, Deniz Efendiye fazlasıyla bağlandı. Ancak büyüyen Deniz efendi, erkekliğini ispat etmek istercesine evde kendi krallığını ilan etmeye kalkıştı. Bu da yetmezmiş gibi, annemlerin kapısına üç tane dişi kedi gelmeye başlar oldu. Miyav miyavlı kur yapmalar. Anneme dışarı çıkmak için yalvarmalar, hatta tepki göstermeler sonunda annem Deniz’i kısırlaştırmaya ikna oldu. Bayram gübü yorganına yaptığı işaretin etkisi de yok değil. Veterinerimiz Yıldıray Bey’den randevu aldık, zira annemlerin oturdukları bölgede iyi bir veteriner yok.

Sabah sabah giriştiğim temizlik harekatı sonrası biraz geç kalsam da, annemi alıp veterinere geçtik. Kedimiz Kartal’dan tecrübeli olduğumuz için bizi pek endişelendiren bir operasyon değildi. Ancak kedisine yavrusu gibi bakan annem, biraz korkuyordu. Erkek kedilerin kısırlaştırma operasyonu uzun süren bir işlem değil. Operasyon öncesi kedi 10-12 saat aç bırakılıyor çünkü genel anestezi ile uygulanıyor.  Operasyon sonrası da yutma rekleksi olmadığı için tamamen ayılana kadar yiyecek bir şey verilmiyor.

Anestezi uygulandıktan sonra operasyon 20 dakika falan sürüyor. Görülmeyecek kadar küçük iki iz kalıyor, zamanla onlar da belli olmuyor.

Operasyona eşim de katıldı. Deniz’in kirvesi konumunda baya bir keyifliydi. Operasyon sonrası annemi eve bıraktım.

Sabah eşimin dişi kırılmıştı, bunun için Medilife’tan randevu almıştık. Akşam sekiz buçuk gibi oraya gittik. Diş hekiminin ofisine girdiğimizde bizi genç bir hanım karşıladı. Açıkçası doktorun asistanı olduğunu düşündük. Dokturun kendisi olduğu ortaya çıktı. 23 yaşında genç bir diş hekimi. Eşimin kırılan dişi önde olduğu için biraz endişeliydik. Ancak diş hekimimiz Derya Hanım mükemmel bir iş çıkardı. Dişin dolgu olduğu kesinlikle anlaşılmıyor. İşi severek yapan bir kişi olduğu için teşekkür ediyorum.

Eyl
17

Geçen Perşembe, Nuray annem cüzdanını kaybetti. Orucun etkisiyle ve hatırladığı kadarıyla bir mağazadan alışveriş yaptıktan sonra kasada aldıklarını poşete koyarken elindeki cüzdanını orada bırakmış. Daha sonra mağazaya döndüp, cüzdanını bulup bulmadıklarını sorduğunda olumsuz cevap almış. devamı…


Bu blog BloggerPrivate.com üyesidir.