2009′un en iyi Türk kitapları arasında gösteriliyor Kayıp Gül. Hakkında yapılan yorumlardan biri;
“Simyacı, Küçük Prens ve Martı’yı sevenlerin mutlaka okumaları gereken
bir kitap”
olduğu için her ne kadar popüler kitap okuma gıcıklığım olsa da kitabı okumaya karar verdim.
Evrene mesajı gönderdim ya, şansıma iş arkadaşım Ömer de kitabı okumaya başlamıştı. Kitabı ödünç alma listesinine adımı yazdırdıktan sonra, beklemeye başladım.
Kitaplara sahip olmayı sevdiğim gibi, ödünç almayı da seviyorum :) Hatta çoğu zaman “Bana okuyacak bir şeyler getirir misin?” deyip, seçimi arkadaşlarıma bırakıyorum. Değişik kitaplar, normalde belki de yüzüne bakmayacağım kitapları keşfetmeme fırsat tanıyor.
Bir dakika?! kitap yorumu yapacaktım değil mi :)
Serdar Özkan’ın ilk romanı olan Kayıp Gül’ün arka kapağına göz atalım öncelikle:
Kayıp bir ikizin izinden San Francisco’dan İstanbul’a, güllerin ve düşlerin dünyasına uzanan gizemli bir yolculuk…
”Hatırlıyor musun, güneşli günlerde sana akın akın koşanlar güz gelince bir bir terk etmeye başlıyorlardı seni. Kış iyice bastırınca da hiç kimseyi bulamıyordun yanında. Gururun seni yalnız bırakıyordu ve o kuru gururun yüzünden ağlayamıyordun bile. Bahardaki övgüler seni ne kadar yükseltmişse, sonbahardaki düşüşün de o denli yüksekten oluyordu. Havanın değişmesi yerle bir ediveriyordu seni… Oysa bir gül için bu böyle mi? Bir gül için, güz demek, yağmur demek. Güz demek, bahara hazırlık demek…
Üzgünüm dostum ama, sana tutkuyla bağlananlar bir gün seni terk edecekler. Çünkü onlar sana değil, kendi tutkularına tapıyorlar yalnızca. Ve bir gün gelecek, o tutkuları başka bir tanrıça bulacak. Senden daha güzel, daha güçlü bir tanrıça! İşte o zaman sen unutulacaksın. Kendini onların övgüleriyle var ettiğin için de, unutulduğun zaman yok olup gideceksin.”
Kitabın sade bir anlatımı var. Kısa kısa bölümlere bölündüğü için rahat okuyor. Genelde otobüs yolculuklarında okumayı severim. İstanbul trafiğinin en güzel yanı bol bol kitap okuma fırsatı sunuyor olması sanırım :)
Annesinin ölümüyle yıkılan Diana, öldüğü sandığı babasının yaşadığını ve henüz tanışmadığı Mary isminde bir ikizi olduğunu öğrenir. Büyük yasını bir kenara bırakıp, mektuplarında güllerle konuştuğunu söyleyen kayıp ikizini bulmak zorundadır. San Francisco’da başlayan macera onu İstanbul’a kadar sürekler.
Ağır olmayan teşbihlerle, işin içine melankolik macera da katarak, kitap mesajını güzel bir şekilde iletiyor. Her ne kadar vermek istediği mesajı birden çok kez tekrar edip, şefkatli bir öğretmen misali anlayıp anlamadığımız defalarca sınıyor olsa da. Kitabın sonu bi hayli ilginç bu arada, gerçi ortalarına doğru tahmin edilebilir olmaya başlıyor :)
Zannımca yapılan başarılı tanıtımlar sonucunda Martı, Simyacı veya Küçük Prens gibi bir dünya klasiği olabilir. Sonuçta herşeyin başlangıcı da inanç değil mi? Neden olmasın :)


güzel değil
bir hafta içinde alıp okudum. sonuçu beni gören okuyan herkese bir tavsiyem var. Bu kitap çok saçma ve mantıksızca yazılmıştır. 200 sayfa oluşuda hikaye kitabın toplamı 80 var yada yok. gerisini saçma denilen mektuplar konmuş. Konu anlatımı güzeldir bu doğru ama öylesine saçma öylesine gereksiz kişi ve mekanlara yer verilmiş ki adeta kitabın sayfalarını çoğaltmak amacıyla yazılmıştır. kayıp gül hepsi yalan. kandırmaca sayfa çoğaltmaca … iğrenç ötesi. çiçeklerle konuşma sonuunda bir ikzin var git onu bul. asıl kitabın adı budur. iğrenççç. Verdiğim paraya yazıklar olsun. sakın almayın. beni kandırdılar kitabın kapağı sayfaları harflri şahane ama ilk 16 sayfadan sonra insan okuyunca anlıyor.. iğrenç .. lütfen araştırın .. çiçekleri konuşturup tanrıça yapıyorlar sonra hayaldir deniliyor. bir kız mektubu alıp ikizim varmış diye otelde vakit geçiriyor ders alıyor bu anlatım içn 80 sayfa yakın gereksiz anlatımlar kullanılmıştır.. meğerse ikiz mecazi anlam taşıyor geçrek olan dedikleri kendinin içindeki ikizi. hepsi palavra .. acınacak bir durumda. iğrençç.. bu güne kadar kitap aldım bölesine saçma sayfa doldurmak için yapılan bi kitap görmedim.. lanet olsun …
kitabı bende birçok kişi gibi tavsiye üzerine aldım. sonradan birçoğu umduğumu bulamadım desede ben farklı yönden eleştiri yapıyorum. kitabı elime aldığımda bir umut beslediğimi söyleyemem sonuçta yazarın ilk kitabı. kitabın en başındaki şişe üzerinden yapılan göndermeler ilgi çekiciydi. o an bu yazar eğer gerçekten iyiyse farklı bir şeyler yapmalı dedim. ve kitabın konusunu da az çok bildiğim için ilk sayfada aradığı ikizinin aslında kendi içindeki kaybolan kişiliğini aramasıyla ilgili olduğunu anladım. gerçekten güzel bir önerme. kitaptan anladığıma gelince; içimizdeki bizi bulup benliğimizi ortaya çıkardığımızda gerçek mutluluk da bize göz kırpacaktır. verilen mesajı ve aradaki yürek okşayan sözleri çok sevdim, ama insanların umduklarını bulamamasının sonucu kitaptan çok şey beklemeleri olsada desteklemediğim yönleri de var. kitapta heyecan yok diyebilirim ve kitapta zorunluluk hissi vardı. mesela ağaçlar sonbaharda yapraklarını dökerler bu kitapta o ağacın yapraklarını ilkbaharda yolmuşlar gibi geldi. yani zor zoruna kelimeler birbirine bağlanmış gibi hissettim. onun dışında çok güzel bir kitap. tüm bunlar yazmaya ve yazarlara aşık birinin yorumlarıdır. inanın ilk kitaptan böyle bir başarı beni duygulandırdı ama dediğim gibi bırakın kaleminiz yazsın siz onu zorlarsanız küser konuşmaz size. siz dost kalın onunla ve başarınızın artarak devam etmesini dilerim. birdaha ki kitabınıza umutla başlamayacağım, iyi olduğuna inanacağım. sizde inanın…
Harika bir kitap keyifle okudum. Kitabın konusu çok güzel. Herkese öneriyorum. Serdar ÖZKAN’a sevgiler. Yeni kitaplarını bekliyorum.