:-/ Başlıklara sürekli gülücük atma bağımlılığımdan kurtulmak için bu seferki yazıma gülücükle başladım. Lütfen, bu gülücüğü başlığın devamı olarak kabul edin.
Gülücük dediğime bakma, için için içim ağlıyor bir kaç gündür…
Milyonlarından İstanbul,
Bir kişi gitti..
Kimse farkında değil,
O kişi benden gitti..
Yar’i yolcu ettim yine gurbet İzmir ellerine. “Duyan aylar yok sanacak. Gidelin 2-3 gün olmuş” diyolar demesine de, o bana teselli değil. O içimde yanan ateşe su değil…
Susuzluğuma bi damla deva, telefonda duyduğum sesin. Vurdum kendimi yollara, hiç bir yer bana yuva değil. Yar olmayınca, bu şehir bana ait değil.
Bu şehir benim değil…

Daha önce evrene emanet ettiğim bir düşüm daha gerçekleşti. Daha bi mutluyum o yüzden…
Bir geceliğine Antalya’dayız. 2. memleket İstanbul’dan uzakta biraz kafa dinleyip, uslu uslu çalışma fırsatı buldum. Tatil diyarı ya, belki ondan aklım da dingileşti.
Yaz sıcağında, benim için çekilmez olacağını tahmin ettiğim Antalya’nın kışın harika olduğunu söylemem lazım. Yol boyun evlerin bahçelerinde gördüğüm limon ve mandalina ağaçları hayallerime yeni detaylar ekledi.
Antalya’yı Şubat’ta sevdim ben. Bu aşk devam edecek sanırım…
Güzel haberle kavuşmak nasip olsun sana, Beylikdüzü’m… İstanbul’um…
Havaalanından otele kadar bir kaç yerde selin izlerini görülüyordu. Elbette, hasar daha da büyüktür. Ne diyim, Allah yardımcısı olsun sel mağdurlarının :-/
*Fotoğraf Vikipedia‘dan alıntıdır.
Yılın en sevdiğim ayı geldi :) Yurtta şenlikler ile doğum günü kutlama faaliyetleri başladı. Üstelik ben daha “25-20 kaldı heyoo” diye sevinç naramı atmadan önce…
Sevgili Mutfak Sırları ile Pazar günü Carte d’Or’un dondurmalı pasta lansmanındaydık. Orada bile süprize mağruz kaldım. Hem dondurma, hem pasta. Çileklisi de olsa, güzel olurdu aslında. İlk defa kakao yerine, diğer alternatifi tercih ettim. Büyüyorum galiba. Kakaodan vazgeçmek büyümek sanki…
Koşturmacaya devam…
“Ben yoruldum, dinlenicem. Koşmicam ben, yeter” dedim, dinletemedim. Tembellik vakti gelmemiş henüz. Boğulmayacağını bildikten sonra, kendini biraz daha akıntıya bırakmanın zararı yok gibi. Üstelik kendi kendine gaz vermenin sınırı da yok. “Yapamam yeter!” dediğin anda, daha güçlü bir sıçrayış ile zıplamak yerinden.
Hazırım, ben!

Arayı çok açtım değil mi?
Geçen pazartesi yeni bir işe başladım.
“Şunu yapayım, bunu edeyim, aman tema değiştirmeden yazmıyım” diye diye zamanın nasıl geçtiğini farketmedim.2,5 yıllık ev saltanatından sonra, işe dönmenin nasıl bir şey olduğunu tahmin edersiniz :)
İş konusuna gelince, alışma evresindeyiz :) Tadımı biraz kaçıran yol, uzun zaman İstanbul trafiğinden uzak kaldığım için unutmuşum bıraktığı buruk tadı.
Ne diyelim, herşeyin hayırlısı olsun :)
Neler yaptık bi bakalım…
Uzun zamandır gösterime girmesini beklediğimiz Nefes filmini izleme fırsatı bulduk. Bir sinema filminden çok belgesel tadı vardı. “Hıçkıra, hıçkıra ağlarım ben bu filmde” diyordum. Sessizce izlemekle yetindim :)
21 Ekim’de ise Kanal(i)zasyon‘un galasına davetliydik :) Ön gösterim diye galaya kotla katılınca biraz garip kaçmadı değil. Bol ikram, nerdeyse bir salon dolusu tanıdıkla filmi izlemek oldukça keyifliydi. Tabii benim en çok hoşuma giden ve bir canavar gibi hosteslerin üstüne koşarak yaklaşmama neden olan ise Lindt çikolatalarıydı :)
Yakında yeni maceraları ile görüşürüz :)
Her yılın aksine bu defa CeBIT’te katılımcı olarak yer aldım. Desnet standında görevliydim. Fuar öncesi koşuşturma ve ne, nasıl olacak telaşı derken zaman akıp geçti.
(Nacizane blogum markanın önüne geçmesin diye size de söylemedim sevgili okuyucu. Vukutlar sayfasından takip etmiyorsan tabii ki :)
2 buçuk yıllık “ev kadını” statüsünden sıyrılmak biraz yorucu oldu aslında. Kahvaltı, kahve keyfi, eh biraz uyku keyfi aman ev temizliği lükslerini rafa kaldırmış oldum :) Gerçi orada bir temizlik terörü estirmedim değil. Göreceğiz fuar sonrası sol kulağım çınlayacak mı :)
Yoğun bir tempoda, koşuşturmaca ve telaşın arasından, yorgun gözüksem de içten içe ben çok eğlendim. Dostlar ile görüştüm, ismen bildiğim dostların yüzlerini görme fırsatım oldu, yeni dostlar ile tanıştım. Beklediğimden çok keyifliydi. Herkese çok teşekkürler.
Yazımı fuar boyunca dilimden düşmeyen repliğim ile bitirmek istiyorum.
“IT 800 nerdeeeeeee?”