New York’ta İki Buçuk Minare

Başlık kinaye tabii. New York’ta Beş Minare aslında da, benim için şimdilik iki buçuktan biraz daha zorlarsak üç aslında.
Aslında gösterim tarihini dört gözle beklediğimiz bir filmdi. Sevgili‘ye hasret geçen bir haftanın sonunda, hazır gösterime girmişken film keyfi yapalım istedik. Fragman ağzımızı açık bırakmıştı, hem Haluk Bilginer de vardı filmde. de Türk sinemasını biraz daha ileriye götüren film olacağı tahmini ile attık kendimizi sinemaya.
Bir dipnot; bileti almak ayrı bir maceraydı. Telaşlı ben, bilet bitmeden alayım derken yanlış sinemaya rezervasyon yaptırmışım. Eşim sinemada kaydımızı bulamayınca, ufak bir kriz yaşanmış :D Allah’ım tam bir balığım!
Mısır, meşrubat cephanemiz ile filme hazır kıta gittik. İlk bir kaç dakika pür dikkat izledikten sonra, yabancı oyuncuların Türkçe dublajları ile kulaklarımızı tırmalamaya başladı. Biraz daha dişimizi sıktı, filmde İngilizce konuşan Türk oyunculara yapılan dublaj inceden kulak zarımıza hasar vermeye başladı.
Yok bu böyle olmayacaktı!
“Alt yazılısını seyrederik” diyerek filmin ilk yarısı bitince, evimizin yolunu tuttuk. Filmi yarıda terk etmek, huyumuz değil aslında. Herşey filme olan saygımızdan. Daha fazla hasar görmeden kulaklarımız, “hakkını vererek” seyredelim istiyorum.
Siz izlediniz mi filmi? Dublajı yadırgadınız mı?
Avatar Serüveni
Efendim, kayıp blog yazarınız bu aralar çok geziyor :)
Dün akşam, James Cameron‘ın Avatar filminin Kanyon’daki 15 dakikalık ön gösterimine davetliydik.
Salına salına Beylikdüzü’nden yola çıktım. Tüm yol boyunca cin gibiyken, Taksim metrosuna bindikten sonra üzerime ağırlık çöktü. Ve evet, ineceğim durağı geçtim. Uyku sersemi olarak bir sonraki durakta inip bi hayli bakındıktan sonra, jetonum düştü ve diğer metro ile geri döndüm :) Tüm akşam bu konuyla dalga geçip, eğlendiğimi söylememe gerek yok herhalde.
Coca Cola Zero salonuna ulaşmak için uçurumsu yürüyen merdivenlerle yukarı çıktık. Dizlerimin bağı falan çözülmedi, valla bak :) Karnımız tok olarak gittiğimiz için, ikramlardan pek nasiplenemedik. Kolamızı ve 3D gözlüklerimizi alıp salona geçtik.
21 Ağustos Dünya Avatar Günü ilan edilmiş. Dolayısıla değişik ülkelerde, spoiler vermeden filme ait bir kaç görüntü gösteriliyor. Bunun yegane sebebi 3D ve animasyon görüntülerinin kalitesini filmden önce seyirciye lanse etmek ve tabii ki filmin merakla beklenmesini sağlamak.
“3D seyrettim ben yahu, ne var bunda?” diye diye salona geçtim. Ancak filmin görüntüleri beni oldukça yanılttı. Mavinin en güzel tonları ile bezenmiş ışıl ışıl bir görüntü ile başbaşa kaldık.
22. yüzyılda geçen film, İnsanoğlunun anlaşılmaz fethetme (filmin tamamını seyretmediğim için belki bu yorumu yapıyorum) duygusuyla geldiği Pandora gezegenindeki yerli halkı alt etme mücadelesi ile başlıyor. Na’vi olarak adlandırılan yerli halk mavi ve güçlü ciltleri, ince ve uzun vücutları, kendilerine ait kültürleri ve dilleri ile mutlu ve mesut yaşar.
Gemideki mühendisler, Avatar adı verilen Na’vi/insan hibriti yapma yolunu bulurlar. Jack isminde engelli bir asker, Avatar olarak gezegene inme görevine aday olur.
Yabancı olduğu bu gezegende, dinazorvari yaratıklar karşısında yaşam savaşı verir. Kurtarıcısı ise güzel bir Na’vi kızıdır. (Muhtemelen aralarında aşk olacak :)
Derken, tadı damağımızda kalan dakika sona erdi. Büyülenmiş olarak baktığımız perdede “Aralık’ta görüşürüz” yazdı. Mutlaka görüşeceğiz.
Gelelim aklıma takılan bir kaç düşünceye:
- İnsanoğlu, neden diğer gezegenleri fethetmeye meraklı? (Farscape dizinde geçen bir konuşma vardı. Eksik hatırlıyor olabilirim. Bir uzaylı insanları tanıdıktan sonra diyordu ki “Siz insanoğlu o kadar komiksiniz ki. Kendi ufacık gezegenizde bile birlik olmayı başaramıyor ve kendi kendinize bölünüp, savaşıyorsunuz. Oysa biz onlarca gezegen, değişik koloniler bir araya gelip yaşıyoruz. O kadar küçüksünüz ki”. )
- Na’vi halkı bana kızılderileri hatırlattı.
- Sanırım Avatar olan Jack, aşık olduktan sonra taraf değiştirip insanlara karşı gelecek.
Filmi seyrettikten sonra sanırım cevaplarımı alacağım. Filmin fragmanı için sizi VideoTutkusu‘na yönlendiriyorum. 3D gözlüklü harika fotoğrafımız ve eşimin yazısını okumak için buradan buyurun.
Daveti için Coca Cola’ya teşekkürler.
Kaçırmayın!
Halet-i ruhiye
Yeni yazılar epostanıza gelsin
Kategoriler
- Bilgi Kırıntıları (30)
- Bir Site Buldum (12)
- Canavarlarım (7)
- Çok güldüm (2)
- Günce (105)
- Kategorilenmemiş (59)
- Okuduklarım (8)
- Serüvenler (24)
- Sinir oldum (3)
- Teşekkür (5)
- Tozlu Arşiv (124)
- Yazılarım (21)
- Yemek Maceraları (11)
Rastgele Yazılar
- Kesik
- Nice Mutlu Yıllara Sevgili
- 1 Yıl Sonraya Kendime Mesaj
- Fındıklı ve Üzümlü Altın Ekmek
- Noktadan Kutu Oyunu
- Doğum Günü Sonrası Keyif Sendromu!
- Ama Ben O Kutuyu Atacaktım?!
- Klon
- Nadir Kitap ve Bilge Sahhaf’a Teşekkür
- Yılın ilk güncesi
- Babalar Günümü Kutlayan Firmalar, Süpersiniz!
- Playskool Ödüllü Yarışma Sonuçları
- CeBIT Sonrası
- Yaşasın, Kış Geldi!
- Bir Kurabiye Macerası



