Tem
26

Son bir kaç aydır hep zamanımın yetmediğinden, bi şeylerin yetişmediğinden yakınıp durdum. Yer yer abidik gubidik ‘kendimce’ pratik (ama reelde statik irrasyonel) çözümler ürettim.

Asansörü beklemedim, merdivenlerden koştum…

Yemek yerken, bir yandan başka bir iş yaptım…

Telefonla konuşurken, mail yazdım aynı anda…

‘aman da aman! multifankçionalim, oh ne âlâ!’ diye sevindim ‘kendimce’…

Sonra farkettim ki duymaya başladım, daha doğrusu anlamamaya. Aklım hep o diğer işte!

Kitap okuyamaz, yazı yazamaz hatta yediğim yemekten keyif alamaz olmuştum…

Sonra durdum, ve dedim ki kendi kendime;

“Bi’ bak bana! Sakin ol!

Dünya kurtulmaz on saniye kazandığın merdivenden!”

Bir süre daha sükunetimin çıkaracağım keyfini…

Kategori: Günce  Etiketler: , , ,  4 Yorum
Tem
22

“You talkin’ to me? You talkin’ to me? You talkin’ to me? Then who the hell else are you talkin’ to? You talkin’ to me? Well I’m the only one here. Who the fuck do you think you’re talking to?”

Bazı zamanlarda ne yazık ki bu cümleyi söylemenize imkan tanınmaz aslında.

Arkadan konuşmak, yüzüne söylemekten daha kolay gelir.

Kime sorsak “hayatta sevmez” aslında konuşmayı.

Biri söyler dostuna, o da söyler dostuna…

İnadına çıtlatır kimi aslında.

Bilir konuşan kötü olacaktır sonunda.

Arsızca konuşmak değildir ya marifet olan.

Nezaket ister, biraz da yürek

Açık açık konuşabilmek….

Bundan böyle benimle alakalı rahatsızlığını bana dile getirmeyip anasına, babasına, danasına, dostuna anlatmayı seçenlere yapacağım tek şey yaralarını daha da çok deşmek olacaktır :)  Böyle biline!

Haz
30

Balık burcu olup denizden benim kadar tırsan bir insan daha olduğunu sanmıyorum. Büyük su kütlelerine karşı yoğun bir korkum var. Sahile ayak bastığımda an dizlerim titremeye başlar. İşte bu yüzden gezi için davet geldiğinde biraz kaygıyla kabul ettim.

Programın ilk etabı Beşiktaş iskelesinden deniz taksisiyle Haliç Tersanesi’ne gitmekti. Cesur bi zıplamayla bindim taksiye. Rahat koltuklarda denizi, yara yara ulaştık tersaneye.

Taksiler 10 kişilik ve gidilen mesafeye göre ücret alıyormuş. “hey dur taksi!” diye boş gördüğünüz deniz taksisine hemen atlayamıyorsunuz. Deniz taksisi kullanabilmek için Çağrı Merkezi ile görüşmeniz gerekiyormuş. Daha fazla bilgi için buradan buyurun :)

Haliç Tersanesi’ne uğrama nedenimiz, Nihal Gündüz‘ün 2008′den beri fotoğrafladığı tersane hayatını yansıtan “Haliç Tersanesi Sakinleri” fotoğraf sergisini ziyaret etmekti. Türkiye’deki en büyük açık hava sergiymiş. Fotoğraflar, binalar üzerinde sergileniyordu. Hem tersane hakkinda bilgi aldık, hem fotoğrafların yansıttığı ortam içinde sergiyi gezerek farklı bir deneyim yaşadık.

“Haliç Tersanesi Sakinleri” sergisi 11 Temmuz’a kadar hafta içi 17.00-20.30, hafta sonu ise 10.00-17.00 saatleri arasında ziyarete açık olacakmış. Kaçırmayın derim. Serginin basın bülteni için buradan buyurun.

Öğle yemeği ve biraz keyif yaptıktan sonra İDO’nun yeni panoramik gemisiyle Boğaz turuna çıktık. Geminin en büyük özelliği Haliç tersanesinde Türk işçileri tarafından Haliç’e özel olarak inşa edilmiş olması.

Klimalı, çocuk bakım odalı, engelli yolculara uygun seyahat sağlayan imkanlar ama en çok da benim gönlümü çalan hayvan barınağı bulunması oldu. İçimden hep geminin vandallığa mağruz kalmaması için dua ettim :)

Gezimizin son durağı ise Kız Kulesi oldu. Heyecanla çıktım merdivenlerinden, İstanbul’a bir de Kız Kulesi’nden baktım. Aşık oldum… Umduğumda biraz daha genişmiş içerisi. Yeniden gelmek gerek.

Ben denizde seyahat etmeye alışmaya başladım. Aşağıya, denize bakmadığım ve suyu düşünmediğim sürece bir sorun yok.

Bu keyifli gezi için İDO‘ya ve Utopic Farm‘a teşekkürler.

Haz
25

Topkapı Sarayı’ndan İstanbul’a bakınca ne sıkıntı görünüyor, ne trafik ne de kirlilik değil mi?

Böyle sevmek gerek İstanbul’u.

İçinde, ama mesafeli…

Bazen deli divane aşık gibi…

Bazen sadakatı hiçe sayıp,

her an terkedecekmiş  gibi..

Kategori: Yazılarım  Etiketler: ,  Yorum yap
Haz
24

Otobüs yolculuklarında oturacak yer bulamayınca, basamaklara oturup kitap okumamla başladı arsızlığım. Hele sıcak günlerde açıldıkça kapı, serin serin oturuyor keyfimin eksik kalan unsuru, türk kahvesi için üzülüyordum…

Sonra tereddütlerim başladı… Sırf evime oturarak gidebilmek için bir sonraki otobüsü bekleyip, ilerleyen duraklarda binenlere karşı İstanbul’u fethetmiş Fatih misali kasıla kasıla tepeden bakmaya başladım. Daha sonra binen yaşlıların benim yanıma gelene kadar boş koltuk bulmalarını dua etmye başladım. Dualarımın kabul olmadığını gördüğümde, kendi içses kavgam başladı. “Yerimi versem mi? Yok çantam ağır? Amaaaan! Ayaklarım sağlam nasıl olsa..” deyip koltuğumu verdim. Zaman geçtikçe içses kavgamın süresi uzuyor…

Bugünse arsızlığım başka bir boyuta geçti. Tatlı tatlı uykuya daldım. Bir ara “yaa bu öho’ler koltukları ne rahat olmuş. boyun kısmı da otopedik. alla alla.” derken gözümü araladım. Hayal meyal, yanımda ayakta duran kızın göğsüne yaslandımı farkettim. “ohaaa” deyip, kendimi toparladım. Ama nasıl uykum var anlatamam..

Tekrar içim geçmiş. Bi iki dakka keyif yaptım yapmadım, bi şey başımın altında hareketlenmeye başladı. Baktım az önceki pozisyonun aynısı, kızcağız bana ters ters bakıyor.

Toprlandım, gözümü açıp nerde olduğuma baktım ve hoooop tekrar uyudum. Ve evet artık kıza tamamen yastık muamelesi yapmaya başladım. Offluyor, kıpırdıyordu. Ama bana mısın, nasıl uykum var, hiç kıpırdayasım yok.

Derken telefonum çaldı, ayıp olmasın diye bu sefer uyanmaya karar verdim. O on dakka da bana kâr kaldı :)

Kategori: Günce  Etiketler: ,  2 Yorum
Haz
20

Sevgililer günü olsun, babalar günü, anneler günü ve bilimum x,y,z günlerini pek sevemedim, sevmiyorum. Benim için hep “ticari bayramlar” etiketi altında yer aldılar. Sevmesem de karşımdakini kırmamak adına yeri geldi kutlama için telefon ettim, ufak bir hediye aldım. Çarkın kıyısında da olsa, dahil olmak zorunda kaldım. Her neyse konu dağıtmadan “Yaşasın doğumgünleri :)” diyerek, asıl meseleye geçeyim.

Nasıl Kampanyacı Olunur? yazımda da bahsettiğim üzere, kampanyalar ve ıvır zıvır site abonelikleri için kullandığım bir eposta hesabım var. Bol bol bülten, bilgilendirme ve reklam maileri alır. Bilinçli ve irademle kabul ettiğim bu reklamlara göz gezdirmek hoşuma gider :)

Bugün hesabıma giriş yaptığımda, kahkahalar ile gülmeme neden olacak bir görüntü ile karşılaştım. Gelen 20 epostadan 10 tanesi, babalar günü ile ilgili bilgilendirme/reklam epostasıydı. Buraya kadar normal. Şaşırtıcı olan ise bunların dışında tam 5 değişik firmadan gelen Babalar Günü kutlamasıydı!

“Babanıza şunu alın… Yok babanızla şunu yapın… En süper sizin babanız mı…” tarzında bile değil, direk ” Sayın Sevie, Babalar Gününüz Kutlu Olsun!” olsun yazıyordu :)

Üşenmedim tek tek siteleri gezdim, üyelik bilgilerimi kontrol ettim. Tümünde cinsiyetim doğru olarak seçilmişti.

Yahu, Babalar Günü milli bayram ilan edildi de, benim mi haberim yok?

Ne diyeyim, “mailing yapmak eşit değildir CRM!”.

Ayrıca siz beni güldürdünüz Allah da sizi güldürsün :)

Haz
10

Serçe parmağımda,
kağıt kesiği gibi
yokluğun, sevgili…

İnce ince, kanıyor…

Öldürmüyor ama,
çok pis sızlıyor,
acıtıyor içimi…

Kategori: Günce  Etiketler: , ,  Yorum yap

Bu blog BloggerPrivate.com üyesidir.